Friday 15th December 2017,
Sinematografik

Bülent Uçar ” BİR HİKMET TEMEL AKARSU KİTABI HAKKINDA ”

Bülent Uçar 25 Haziran 2017 GÜNÜN KONUSU Yorum Yapılmamış
Bülent Uçar ” BİR HİKMET TEMEL AKARSU KİTABI HAKKINDA ”

Kitabın adı: Symi’de Aşk – Türü: Kısa roman, uzun öykü, literatürdeki adıyla novella, yayıncı: 1984 yayınları, sayfa sayısı: 124 –  yazar: Hikmet Temel Akarsu

________

MUTLU BİR AŞK UĞRUNA

 

Anonim bir ses, şöyle buyurur: ‘’ Kadınlar serserilere aşık olur, güven duyacakları erkeklerle evlenir. ‘’

Friedrich Nietzcshe de felsefi tutumunun özeti olarak ‘’Yaşam, bir güç canavarıdır, canavarı güçle beslemezsen, o, senden bir parça ruh ve topuklarından et koparmayı başaracaktır.’’ der.

Ve sonra bir benzeşim kurarak, kadını yaşamdaki canavarsı ögeyle özdeşleştirir. Ben de bu özdeşimi şöyle değerlendiriyorum. Kadın güç ister, güce tapınır, aşık olur, güç tükenince, erkeği istemsizce, refleks bir tutumla tekmeler, öldürür ama ölümünü izlesin, daha da acı çeksin diye onu ara suni teneffüslerle hayatta tutar.

Bir mitoloji denemesi üslubu içinde söylerim ve ikna olur, inanırım ki, Tanrı, bazı güzel kadınları bütün aşk arayıp, bunu bulduklarında ruhlarını kurtaracağını düşünen erkekleri cennete götürüp, orada zamanını sadece kendilerinin bildiği, mekânını sadece kendilerinin ölçerek tespit edebildikleri yerde cehenneme itmeleri için tasarlayıp dünyaya salıyor. Sonra, cennetten kovulan bu erkekler, cehennem diye dünyaya Adem’in gözleriyle bakan, cennete ağır bir özlem duyup, çorak bozkırda kalarak, oldukları yerde olmaktan çok, olmak istedikleri yerde olamamanın acısını duyumsayarak, birer desperado, birer serkeş ya da kayıp ruh veya yolunu, dilini yitirmiş varlık olarak oraya buraya savrulup dururlar.

Hikmet Temel Akarsu’nun 1984 yayınları tarafından yayımlanan Symi’de Aşk adlı novellası – kısa roman, uzun öykü – anlattığı hikâyeyi, kanımca, yukarıda yazdığım pasajların ekseninde anlatıyor.

Hikmet Temel Akarsu, yazarlık hayatı boyunca oluşturduğu kişisel külliyatında farklı türlerde, farklı anlatılar sergiliyor gibi gözükse de, aslında Aleladelik Çağı’ndaki Liman’dan, İstanbul Dörtlüsü’nün Murat’ı, Ömer, Tibet, Yaz ve Harun’una dek her zaman, saf aşkı arayan hassas ruhlu erkeklerin, bu arayış yolundaki hüsranlarını, hayal kırklıkları, satılış ve kaybedişlerini anlatıyor.

Symi’de Aşk’ta da benzer şeyi yapıyor. Ama bu defa yaşananların çoğu gerçek ve elimizde yazarın iç dünyasına ve dokunaklı bir yaz aşkına dair içli, hüzünlü ya da duruma en yakışır kavramla, melankolik ve nostaljik dökümanteri var.

Oscar Wilde, sanatçının kendini eserinin arkasına saklaması gerektiğini söyler ve ben buna içtenlikle katılırım. Ancak kökenleri, Antik Yunan – Sokrates, Epiktetos  – kısmen ortaçağ – Augustinus – ve Rönesans yazın evreninde – Jean Jaques Rousseau- bulunan, yazarın içini açması, kendini ortaya sermesi, günümüzde bazı yazarlara yakışıyor. Çünkü onlar bu işi oldukça güçlü ve şık yapabiliyorlar. Hikmet Temel Akarsu da bu yazarlardan biri… O, ‘’Bugün canım çok sıkkındı, yalnız başıma yürüdüm, o ara yağmur yağdı, neden bilmem, içimden ağlamak geldi.’’ dese, bu söze, yükleyeceği tını ve anlam, başka hiç kimse tarafından yüklenemez gibi geliyor bana.

Symi’de Aşk’ta hikâyenin erkek karakteri – birinci tekil şahıs, yazarın da bizzat kendisi – yaşanmış bu hikâyeyi anlatıp anlatmamaktaki kararsızlığı ve nihayetinde neden yazıp yayımlattığına dair içtenlikli bir iç döküş gerçekleştiriyor. Bir tür ön söz gibi görünen bu kısım, aslında sanki, bir zamanlar yaşanmış olan bu aşkın, başların üzerinde ve havada bir giz gibi uçuşan halesine bir reverans gibi okunabilir, okunmalı, böyle algılanabilir, algılanmalı.

Hikmet Temel Akarsu anlatılarının olmazsa olmazı olan şövalye ruhlu erkek ve meleklerden daha yüce güzellik ve hassasiyetlere sahip bir kadın, bu hikâyede de var.

Kadın ve erkek, kurgusu seri, şık ve fazlalık duyurmayan ritmik diyaloglarla sürüp giden bir filmin sahnelerine yakışır bir diyalog içinde tanışıyorlar. Ve aşkın en güzelini, belki de stili nedeniyle hiç bitmeyecek olanını yaşıyorlar. Talepkâr olmayan, bu nedenle estetik ölçülere uygun, adı konulmamış, bu nedenle güzel ve eve dönmeyi hep erteleten bir oyun gibi gözüken maceraya atılıyorlar.

Kadın, güzeller güzeli, adı, Elsa, bir kusuru var yalnız kızın, onun ruh ve tutku taşımayan ‘’ evlenilecek adam’’ profilinde bir sevgilisi var. Elsa ve yazar olduğunu, yazarlık dijital ortamda ayağa düştüğü için gizleyen adını şık bir ironiyle Wisdom’a dönüştürmüş başkarakterimiz, çeşitli Yunan koyları, sahil ve plajlarını, patikalarını gezerek, bize hem aşklarının hikâyesini sunuyorlar. Hem bölge hakkında neredeyse bir turist rehberi olur gibi, bizleri oradan oraya, üstelik şiirsel ve etkili betimlemelerle gezdiriyorlar. Hem de bizi sonu maalesef baştan belli olan finale doğru sürüklüyorlar.

Kanımca, bir erkeğe en çok yakışan, onu en dokunaklı şekilde, en yüce estetik ölçülerle yükselten statü, yalnızlık ve eğer olanaklıysa, bir Hikmet Temel Akarsu düsturuna uygun şekilde eğer taviz kaçınılmaz görünüyorsa, vazgeçip reddederek, yalnız olmaktır.

Ki bu statünün garantisi, başarıp kazanmaya odaklı sosyal evrende tüm hassas ruh sahiplerine, tüm hırs yoksunlarına verilmiştir.

Wisdom için aşk,  ne güzel ki iki kişilikken de cennette olma hissini duyurabiliyor. O, bu güzelliğe uygun ve layık olmayı başarabiliyor, diğeri türlü nedenlerle ortalıkta olmadığı zamanlarda da…

Wisdom, bir çeşit estet karakter, neyin çok güzel olduğunu, neyin yüce ve arzulanır olduğunu biliyor ama bu şeyin yokluğunda ölçüsüzlüğe meyletmeyerek, gerekirse vazgeçerim tavrını ele alabiliyor.

Kitabın son sayfalarına eklenmiş ve yazarın özenle ve çok severek eklediği ‘’Bis’’ kısmında da bu kitabın neden yazılıp yayımlandığını ilgi çekici ve bir Jules Verne eserine konu olacakmış gibi neredeyse inanılmaz olduğunu göreceksiniz.

Bülent Uçar

 





Etiketler: , , , , ,

BENZER YAZILAR

Yazar Hakkında

Herbalife Ürünleri