Monday 25th June 2018,
Sinematografik

Bülent Uçar ”GERÇEK SİHİR / GİZ, SIR OLARAK KALMALI ve NOLAN ya da PRESTİGE HAKKINDA ”

Bülent Uçar 27 Ekim 2014 GÜNÜN KONUSU Yorum Yapılmamış
Bülent Uçar ”GERÇEK SİHİR / GİZ, SIR OLARAK KALMALI ve NOLAN ya da PRESTİGE HAKKINDA ”

 

Bilim ve bilim bağlamında gelişen teknoloji, yeni bir sıfatla ‘’gerçek sihir’’ olarak kabul edilebilir.  Elinizdeki fotograf makinesi, kamera ya da cep telefonuyla, evinizdeki tv ya da bilgisayarlarla on sekiz  ya da  on dokuzuncu  yüzyıl’da hatta yirminci yüzyıl’ın üçüncü çeyreğinde olduğunuzu var sayın. İnsanlar sizi büyücü olarak görecektir. Hatta zorlarsanız bir peygamber olduğunuza bile inandırabilirsiniz onları, üstelik fazla zorlamak da gerekmez.

Gerçek sihir ya da sırrı açıklanmasına rağmen hâlâ sır olmaya, hâlâ cazibe yüklü ve hayranlık duyulmaya devam edilen şey nedir? Tanrısal gerçekler…

Televizyonunuza ulaşan canlı yayın ya da cep telefonunuza ulaşan mesaj ve sinyaller… Video kameranıza kaydolan geçmiş zamanın, gelecekte hâlâ orada olması, tüm bunlar ve bunları olağanmış gibi görmek düşünsel bir israf, böyle kaydedilmeli.  Aradığınız kişinin telefonuna, kendi telefonunuzla yolladığınız sinyal, önce uzayda ilgili uyduya ulaşır. Sonra bu uydu, gelen sinyalle birlikte sizin telefonunuzu tanır ve ardından aradığınız kişinin telefonunu da tanıyıp bularak, ona, karşı sinyal gönderir ve ilgili kişi telefonunu açıp ‘’alo’’ dediğinde siz de bunu duyarak, ‘’ahbap ne haber’’ filan dersiniz, alışılmış ve gerçek ve sanki olağanmış gibi… Ancak bu telefon olayına, daha yakından ve alışkanlıkla değil de, bu sürecin nasıl işlediğine ilk defa şahit olmuş gibi baktığınızda, bunun olağan teknoloji ruh ve materyali sonucunda gerçekleşmediğini, bunun bir ‘’gerçek sihir’’  olduğunu düşünmeye başlayabilirsiniz.

Tüm bu teknoloji numaraları ve olup bitenlerin nasıl gerçekleştiğine dair yapılan bilimsel açıklamalara rağmen, ben ikna olamıyorum mesela bu işin nasıl gerçekleşebildiği konusuna. Ve ben, bu işlerin nasıl döndüğüne dair yapılan açıklamalara beş para vermem, belki iki paralık olabilir ama. Ve kimse onca açıklamaya karşılık iki parayla yetinmez.  Sır açıklanıyor, ama giz hâlâ ve daha da güçlenerek, daha da kararmaya devam ediyor. Old Trafford’taki futbol maçı, sadece 1 sn gecikmeyle evinizdeki televizyona ulaşıyor, eviniz nerede olursa olsun. Bir televizyon, alıcı ve elektrik maça ulaşmanız için yeterli… Alışldık ve sanki olağan, daha yakından bakın, ilk defa görür gibi… Aklınızı yitirmemek için şapka takmanız sizi kurtarmayacaktır.  Üstalik şapkanız zbir savaş zırhı kadar güçlü olsa da…

Nolan’ın Prestige’deki en büyük numarasının, film boyunca birkaç defa tekrar edilen şu replikte saklı bulunduğu düşünülür ki,  bu kısmen doğrudur.  ‘’ Bir sihirbaz, yaptığı numarayı asla ifşa etmemeli. Eğer sihirbaz, numarasının gizini açıklarsa, bir daha kimse alkışlamaz onu. Ve hiç kimse, yaptığı numara karşısında hayret içinde kalarak, hayranlık duymaz bir daha ona. Oysa insanlar kandırılmak ve alkışa, hayrete değer bir şeyler görmek isterler sahnede.’’

Oscar Wilde bu anlayışı şöyle ifade eder:  ‘’Sırrın senin kanındır, hepsini verirsen ölürsün.’’  Marcel Proust da, Kayıp Zamanın İzinde serisinin, ‘’Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde’’  başlıklı parçasında şöyle yazar: ‘’Var oluşun sırrını çözmek istiyorsanız, size uzaktan çekici ve gizemli görünen birinin yanına gidin ve tanışın onunla. Onun da diğer tüm insanlar gibi sıradan ve hiçbir özellik taşımayan herhangi biri olduğunu anlayacaksınız kısa sürede. Ve o zaman, dünyada, en iyisine bile sahip olsanız, bu sahipliğin pek de matah bir şey olmadığını anlayacak, ölüme, büyük bir kayıtsızlıkla gideceksiniz.’’

Bu yüzden insan da bir sihirbaz gibi saklamalı kendini, ele avuca sığmamalı. Bir balık gibi kaygan… Çünkü ele geçirildiğinde, zehir yüklü avuçlarda hiçlenecek, yok olacaktır.

İnsan, sahip olduğunu değil, henüz ele geçiremediğini arzular.  Ve bazen bir kadın mesela, 40 yıl evli kaldığı adama, o kırk yılın hiçbir anında tamamen sahip olamadığı için aşık kalmıştır belki. Ve sırf bu nedenle, bazen, sadece peynir almak için yoldaysanız bile,   bir kimya laboratuarına gittiğinizi söylemenizde sakınca yoktur. Gerçeği herkes hak etmez. Hele o gerçeğin perspektifinde sizi hiçleyecek olanlar hiç hak etmezler. En büyük sihirbaz Tanrı, o bile saklar kendini. Sırf, sırrı çözen insanın elinde harcanmamak ve numaralarını ifşa ederek, en amiyane ifade ile ayağa düşmemek için.

Ve konu şu ki: Sihirbaz, ya gerçek sihir yapıyorsa ve hiçbir numarası yoksa. Sihrini numara yapmadan gerçekten gerçek kılıyorsa.  Nesnel ve elle tutulur sihir…  Yine de salt, su katılmamış mutlak gerçek… Tavşanı şapkadan gerçekten çıkarmak, gerçekten yok etmek, var etmek, gerçekten uçmak ve gerçekten düşünce okumak filan.

Nolan, Prestige’de, Tesla (David Bowie)ya söyletir: ‘’Bu gerçek sihir Angier, insanlar korkacaktır. Gerçek sihir yaptığını anlamasınlar. Onlar, sadece hayret etmek, hayranlık duymak ve birazcık kandırılmak için buradalar. Bir numaran varmış gibi hissetsinler. Kendini gerçekten yok ettiğini ve gerçekten var ettiğini anlamasınlar.’’

Bir insan, başkasına tüm sırrını vermesine rağmen, o sır hâlâ sır olarak kalmaya devam edebilir mi? Aslında Nolan’a göre edebilir ki, Prestige’in en büyük numarası aslında bu tez üstünde yükselir. ‘’Sır, ifşa edildiğinde bile sır olarak kalabiliyorsa, bu gerçek sihirdir. Tanrı, çözülmesine rağmen tanrı olarak kalabilir, belki değil mutlak böyle bu. Çünkü o tanrıdır ve her şeye kadirdir. Olmalıdır. Sırrı açığa çıkmasına rağmen hâlâ arzu edilebilir ve aşık kalınabilir insanlar var mıdır? Olmalı. Çünkü gerçek sihir, gerçek cazibe olanaklı… Çünkü gerçeği sadece masum olan abdal kişiler hak ederler, diğerlerine ki milyarlarca insan anlamına gelir. Onlara kurgu ya da yalan kalkanıyla karşı koymak oyunun değil, hayatta kalmanın tek kuralı, olanaklı tek yolu…

Bülent Uçar

ben

 





Etiketler: , , , , , , ,

BENZER YAZILAR

Yazar Hakkında

Herbalife Ürünleri