Saturday 21st October 2017,
Sinematografik

Bülent Uçar ”GÖRÜNMEZ ADAMIN ZAMANDA SALVOSU ”

Bülent Uçar 14 Eylül 2016 ÖYKÜ Yorum Yapılmamış
Bülent Uçar ”GÖRÜNMEZ ADAMIN ZAMANDA SALVOSU ”

___________

Bunu başarabildiğimi, bir tür süper kahraman olduğumu, açık konuşayım, görünmez olduğumu, ilk fark ettiğimde sinemadaydım. Salonda benden başka seyirci yoktu ve perdedeki görüntü, Lynch’n Mulholland Drive’ından bir sahneydi.

Kovboy adlı bir karakter vardı ve bu kovboy, adamın tekine:  ‘’Bir erkeğin davranışları onun nasıl bir yaşamı arzuladığını gösterir ve sen, sanırım rahat bir hayatı arzu etmiyorsun’’ diyordu ve ekliyordu:  ‘’Eğer dediklerimi yaparsan, bu, beni son görüşün olur. Ama eğer yapmazsan beni bir defa daha görürsün, bir daha da göremezsin.’’

Güzel sözlerdi ama kafamı kurcalayan ve beni etkisi altına alan başka şeyler vardı. Başka düşünceler… Kendimi sadece kendimin gördüğü yerlerde sahip olduğum görünmezlik gücünü istediğim her an aktif hale getirebilir miyim? Bunu başarmanın yolu ve araçları nelerdir?

Bu soruları sorup duruyordum kendime.

Alay edilesi hallerim vardı ve utanılası düşüncelerim… ‘’Bilinçli görünmezlik’’ adını verdiğim bir hastalık türettim, bir çeşit obsest nevroz, kontrolsüz duygu hallerine eşlik eden kontrollü kaçışlar. Yaşadıklarım bunlardı. Bu, bendim. Çünkü yaptıklarım bunlardan ibaretti.

Tüm gözlerin üstüme çevrildiğini duyumsayıp, kendimi aşırı doz sosyalleşmiş, insan içine karışmış ve sözcüklerle bıçaklanarak çırılçıplak soyulmuş hissettiğimde, onların arasından kaçıp, bir kuytuya yöneliyordum. Bir sinema salonuna ya da eğer yakınlarımdaysa, her yıl biraz daha yenilenip teknoloji kazandırılarak, biz insanlardan daha temiz ve dayanıklı görünen ve hiç kanser olmayan AVM tuvaletlerinden birine gidip, kendimi kabinlerden birine sokarak görünmez oluyordum. Ya da bir kitapçıya girip, reyonlar arasında kuytu bir köşede, elime bir kitap alıp ona odaklanarak, başını kuma gömen devekuşu gibi yok oluyordum ortalıktan.

Böyle böyle birkaç yıl geçti ve şehri terk ederek, beni hiç kimsenin tanımadığı, benim de hiç kimseyi tanımadığım bir şehre taşındım.  Bu taşınmayla birlikte, görünmezlik konusunda, ileri bir düzeye geçiş yaptım. Görünmezlik gücü konusunda seviye yükselttiğimi, bu güce, bir tür süper kahraman tavrı eklediğimi söyleyebilirim.

Şehre ilk geldiğim sene, öylesine büyük bir tanınmazlık içindeydim ve bu öyle güzeldi ki, evimin bulunduğu apartmana gelip, asansöre bindiğimde ve kapımı açıp odama geçtiğimde, şehir dışarıda kalıyordu ve beni dışarıda kalan dünyada hiç kimse düşünmüyordu. Kimsenin aklına bile gelmiyordum.  Varlığım, binadan içeri girdiğim anda yokluğa karışıyor. Varlığını sadece kendimin bildiği, bunun dışında yoklukla özdeş bir şeye dönüşüyordum.

Bu durum, birkaç yıl sürdü. Görünmezliğin öyle büyük bir sihri ve dinlendiriciliği vardı ki, insanı yoran şeyin üzerindeki bakışlar ve yakınlarda bir yerlerde onu düşünen birileri olduğuna inandım. Bu nedenle de hiç kimseyle yakınlık kurmak istemedim. Yaptığım her şeyi tek başıma yaptım. Sinemaya tek başıma gittim. İstiklâl’den Beşiktaş’a, oradan Ortaköy’e ve nihayet ikinci köprüye dek tek başıma yürüdüm. Beni hiç kimse görmedi. Çünkü geride bıraktığım, görüş açısından çıktığım tüm insanlar, tüm bakışlar, ben onları orada bıraktığımda izlerini de varlıklarını da kaybediyordu. Bu da beni ve onları hiç var olmamış kılıyordu.

Sonra, bir öğle vakti, hava da çok soğukken, bir sinemanın gişe sırasındaydım. Andrew Dominik’in The Assasination of Jesse James by the Coward Robert Ford adlı filmi gösterimdeydi. Hiç kimse tarafından tanınmadığım için beni adımla çağıran tek bir kişi bile olmamıştı. Birinin Cemil diye seslendiğini duydum. Ama hiç oralı olmadım. Bu seslenişi üstüme alınamıyordum. Derken bir el hissettim omzumda. Dönüp baktım. İş yerinden bir çocuktu. Filme bilet almaktan vazgeçerek kaçar gibi uzaklaştım.

Sihir bozulmuştu. Başka bir yol bulmalıydım ve buldum. Bir sinema salonunun kapısındaki seans saatlerine baktım ve çözüm oradaydı

Sinemalarda geç saatlerdeki seanslar yeni yeni düzenleniyordu. Olağan koşullarda son seans, akşam saat 21:45 olurdu ama seanslara bakarken gece yarısı saat 23:30’da bir seans olduğunu gördüm. Çok uzun bir film bulup salona girersem, çıkış saatim gece yarısından sonra 2 ya da 3’ü bulurdu. Belki de sinemadan çıkmaz, orada uyurdum. Sabah olunca da çekip giderdim.

Bülent Uçar





Etiketler: , ,

BENZER YAZILAR

Yazar Hakkında

Herbalife Ürünleri