Sunday 24th June 2018,
Sinematografik

Bülent Uçar ” İKİ FİGÜRANIN NASA SERÜVENİ ”

Bülent Uçar 11 Mart 2018 ÖYKÜ Yorum Yapılmamış
Bülent Uçar ” İKİ FİGÜRANIN NASA SERÜVENİ ”

________

Henüz bir tek filmde bile gözükmemişti. Figüran da değildi, bir karakter oyuncusu olmasına daha çok vardı. Amerika’daydı. Söylentilere göre NASA’da görevliydi. Düşünsel serüveni boyunca, ne evrenin ne insanın başlangıcını sorgulamıştı, ne de sonun sonrasını… Ne mutlak iyi’nin ne olduğuyla ilgilenmişti, ne de güzelliğin nesnede mi yoksa bakanın bakışında mı olduğu sorunuyla…

Onun için önemli tek bir soru ve açıklanmayı hak ederek değer taşıyan tek bir bilinmez vardı: ‘’İnsan ölmek zorunda mı? Ölümsüzlük mümkün mü?’’

Adı Kâzım Kartal olan bu bilim adamı, asistanı Süheyl Eğriboz’la birlikte çalışıyordu ve aslında Süheyl, onun asistanı olmaktan öte, en yakın arkadaşı olduğu için yanındaydı. Eğer bir gün oralarda, evinden çok uzakta ölür giderse, kimselerin kendisini tanımadığı o uzak diyarlarda, hiç değilse tanıdık bir bakışın onu gözetmesini istiyordu. Ama bir gün öyle bir şey oldu ki, Süheyl’in yanında olmasından dolayı tuhaf şeyler hissetti Kâzım.

Süheyl, elinde bir küçük şişeyle, yeni cilalanmış gibi görünen koridorda sevinçle koşuyordu ve ‘’Bulduk Kâzım, bulduk!’’ diye bağırıyordu. Sonunda başarmış, ölümsüzlüğün şurubunu bulmuşlardı.

Kâzım, Süheyl’e yaklaştı ve ‘’Sakin ol’’ dedi.

‘’Nasıl sakin olayım abi, artık hiç kimse ölmeyecek, anlamıyor musun? Sakin olmak mümkün mü? Düşünsene  şahaneliği, hissetsene etrafı saracak mutluluğu?’’

‘’Tamam, peki sakin olma ama dur da anlat, neler oldu ve bu şeyin ölümsüzlük şurubu olduğunu nasıl anladın? Böyle bir şeyi test edebilmek mümkün mü?

‘’Mümkün abi, mümkün, yalnız tek bir sorunumuz var. Bu şurubu nasıl yaptığımı bilmiyorum. Önce her zamanki karışımı yaptım. Aynı formülleri uyguladım ve haliyle başarısız oldum. Sonra, bir şey süzüldü tavandan aşağı doğru ve gidecek başka hiçbir yer bulamamış gibi gelip şişenin içine girdi. Şurubu alıp yanına gelmek için kapıya doğru yürürken, kapının üstünde bir kuş yuvası gördüm. Ölü bir yavru kuş düştü önüme, şurubu kuşun üstüne döktüm birkaç damla. Kuş canlandı. Sonra, bir yudum da ben aldım. İçime sonsuza dek yaşayacakmışım gibi bir duygu doldu.’’

‘’Ne yani Süheyl, kanıtın bu mu? Milleti bize güldüreceksin. Kaldır şu şurubu da çıkıp bir şeyler yiyelim. Çok acıktım.’’

‘’Abi, şimdi neden böyle konuşup hevesimi kırıyorsun? Ölümsüzlük şurubunu buldum diyorum sana, inan bana.’’

‘’Ve kanıtın, bir kuşun canlanması ve senin içine dolan bir ölümsüzlük hissi, öyle mi? ‘’

‘’Evet, abi. Zaten ölümsüzlük dediğimiz şey de sonsuz mutluluk ve saf iyilik gibi sadece bir olasılık, yalnızca bir his değil mi? Ben bunu hissettim ve buna neden olan şeyin şurup olması, bu duyguyu şuruptan sonra hissetmem sence bir rastlantı mı?’’

‘’Bilmiyorum Süheyl, bilmiyorum. Ama bilmeni istiyorum ki, Adana’daki günlerimizde, sıcak yazın öğle vakitleri yaşanırken, yakıp kavuran güneş altında eriyecek denli bunaldığımızda, eski baraja, regülatör köprü dibindeki baraj kapaklarının altındaki havuzlara gidip, serin sularda yüzerken de hissederdik bu duyguyu. Sence bu şurupla, barajın soğuk suyu arasındaki fark ne?

Kazım’la Süheyl, bu konuyu önce bir siyah Mercedes içinde şehir merkezine doğru yol alırken konuştular. Sonra, araçtan inip tartışa tartışa bir meydana dek ilerlediler. Bir yemekçi dükkânı çıktı karşılarına.

‘’Oğlum Süheyl, yaşadık, burada bir esnaf lokantası, olacak iş mi ama oldu bak, hadi girip bir kuru, yanına da pilav söyleyelim.’’

‘’Tamam abi, bir de soğan alırız, soğuk suyla birlikte iyi olmaz mı?’’

‘’İyi de laf mı, nefis olur.’’

Süheyl, bir an duraksadı. Hâlâ elinde tuttuğu şişeyi ceketinin cebine koydu. Yüzü, her an ağlayacak bir çocuğun yüzüne dönüştü. Dudakları titredi ve konuştu:

‘’Abi, şimdi yemek konusunu konuşunca ve annenin bizi sokaktan yemeğe çağırıp, evinizin avlusundaki gölgede hazırladığı sofraya davet ederek, karnımızı doyurduğu günleri anımsadım ve yine aynı şey oldu. Sanki hiç ölmeyecekmişim ve hep mutlu olacakmışım gibi bir his doldu içime. Sanırım bu şurup, sıradan bir şurup  abi.’’

Kâzım’ın onu üzgün görmekten dolayı canı yandı ama bir yandan da bu delice saplantıdan ve kendini kandırmaktan kurtulma olasılığı olduğunu görmekten ötürü mutlu oldu.

Lokantanın içinde yemek yiyen birkaç kişi ayrı masalara yalnız başlarına kurulmuşlardı. Bu durum, lokantadaki yalnızlık dekorunu kuvvetli kılıyor, mekân sahibinin çok yetenekli bir iç mimarla gerçekleştirdiği özel bir atmosfer konsepti olduğu hissini duyuruyordu.

Süheyl, bir ara Kâzım’ın yanından ayrıldı ve sanki hayalet görmüş gibi, bakışlarıyla odaklandığı yere doğru bir çeşit trans hali içinde yol almaya başladı. Kâzım, onun gittiği yöne doğru baktı. Lokantanın bir pasta, tatlı kısmı vardı. Süheyl oraya doğru atıyordu adımlarını.

Kâzım, son anda fark etti ki Süheyl’in ilgisini çeken şey, pasta kısmı değil, o kısımda görevli olan ve çok güzel görünen bir kadındı. Kâzım, self servis çalışan bu lokantadan bir tepsi içine dizdiği yemekleri alıp masanın birine geçti. Yemeye başladı. Karnı doymak üzereyken, bir başka tepsiyle Süheyl de masaya geldi. Yüzünden düşen bin parçaydı. Öyle mutsuz görünüyordu ki, ‘’Sanki şimdi burada birkaç saniye içinde ölecekmiş gibi hissediyorum. Ölümün gözlerini gördüm.’’ dedi.

Kâzım, onun ne demek istediğini anlamadı ama çok mutsuz olduğunu anladı.

Süheyl, gözleriyle kadını işaret etti. Kâzım, işaret edilen yere baktı.  Kadını gördü. Hâlâ çok güzeldi ve ama hamileydi.

‘’Sonunda bir bakışta aşık olup evleneceğim kadını buldum ama o da hamile çıktı. Olacak iş mi, lanet olsun. Bence bundan sonraki süreçte tek bir şey için çalışalım. Tek bir sorunu çözmek, tek bir kusuru düzeltmek için… Kâzım abi, ha ne dersin? Platonik aşkı, gerçek aşkmış ve karşılık görüyormuş gibi yaşamamızı sağlayacak bir iksirin peşine düşelim. Bu sayede istediğimiz her kadınla mutlu bir aşk yaşayabiliriz. Sadece seçmemiz ve aşık olmamız gerekiyor. Kimseden onay almaya ihtiyacımız yok. Düşünsene Kâzım.’’

‘’Güzel olur ama ölümsüzlük ne olacak? Bunca senelik çalışmalarımızı yarıda mı bırakacağız?’’

‘’Yok, abi, hiçbir şey yarıda kalmayacak. Hem bu iksiri bulursak, ilk bakışta görür görmez aşık olduğumuz ama hiçbir zaman tanışamayacak olsak bile bir güzel kadınla karşılıklı bir mutlu aşk yaşayabileceğiz. Ve bu sayede ölümsüzlüğün sırrını da ifşa etmiş sayılmaz mıyız?’’

Bülent Uçar





Etiketler: , ,

BENZER YAZILAR

Yazar Hakkında

Herbalife Ürünleri