Saturday 25th November 2017,
Sinematografik

Bülent Uçar ” İLK ROMAN – 8 ÖLÜ 27 ŞARKI – ÖNSÖZ ve ARKA KAPAK YAZISI ”

Bülent Uçar 26 Şubat 2017 GÜNÜN KONUSU Yorum Yapılmamış
Bülent Uçar ” İLK ROMAN – 8 ÖLÜ 27 ŞARKI – ÖNSÖZ  ve ARKA KAPAK YAZISI ”

_____________

8 ÖLÜ 27 ŞARKI

İlgililer için Açıklama

8 Ölü 27 Şarkı adlı ilk kitabım, bir roman olarak Verita Kitap tarafından yayımlandı. Kitabı, bu bölgede edinmek isteyen ilgililer, ona, bugünden itibaren, Sinanoba’da Gül’ün Orta Şeker adlı kafesinde ulaşabilir. Kitaba ulaşmak isteyenler, bir süre sonra daha fazla noktada olmak üzere, Pazartesi – salı gününden itibaren, şimdilik, Kadıköy’de Mühürdar, Gergedan ve İmge kitabevlerine, Pandora kitabevinin Beyoğlu şubesi, Boğaziçi ve Koç Üniversitelerindeki kampüs içi şubelerine de sorabilirler.Pandora’yla http://www.pandora.com.tr/ ya da Verita Yayıncılık’la http://veritayayinlari.com/iletisim/ doğrudan bağlantı da kurabilirler

 

KİTAP İÇİN ÖNSÖZ  YERİNE

….Hatta gülümsememeliydi bile. Canıma okumuştu bu gülüş. Hâlâ tek parça ve bütündüm. Erimemiştim, yok olmayacaktım ve bir süre daha ölmeyecektim. Tüm bunlara inandım ve içime yoğun bir sevinç doldu. Bazı anlar sırf hayattayım ve ölü değilim diye bile sevinir olmuştum. Çünkü ben yeniden dirilmeyecek, öldüm mü işte, öyle ölüp gidecektim, ölmek istemiyordum. Ben Lazarus değildim. Ve mucizenin sahibi İsa da o gece itibariyle 1983 yıllık bir ölüydü. Ve bu, onu, bir ölüden daha ölü yapan süreye eşitti. Kimse bana yardım edemezdi. Hayatta kalmaktan başka çarem yoktu. Açık bahçe kapısından içeriye süzülerek,1.80 cm yüksekliğinde ve 58 kg olarak girdim bahçeye, uzun saçlarım ıslak, son günlerde kaybettiğim kilolar nedeniyle de kemikleri belirginleşmiş yüzüm nemliydi. Bu özellikler bana sevdiğim bir kontrast sağlıyordu. Adı olmayan bir kontrast… Oysa insanlar isimleri severlerdi. İsim koyamadıkları şeyleri de ucube diye tanımlar, tozun, pas ve küfün ülkesine yuvarlarlardı. Suyun kokusunun olmadığını söylerler, ama bahçeye girer girmez gecenin o sessizliğinde duyduğum ilk şey, az ötede, açık unutulmuş, azar azar akmaya devam eden suyun sesi ve kokusu oldu. Çeşmeye yaklaştım. Sol avucumu uzun zamandır aktığı için serinlemiş suyla doldurdum. O suyla da kan birikmiş ağzımı çalkaladım. Sabahları ve geceleri geç saatlerde kaçınılmaz bir rutindi bu, ağızdaki kan birikmesi. Sanırım nedeni de yoktu. Belki vardır ve doktorlar biliyorlardır, ama ben doktorlardan bilgi almayı sevmem. Sonra, hep nedensizliğe inanırım. Hayatta sadece çok önemsiz gerçeklerin gerçek nedenleri vardır. Eğer ortada büyük bir gerçek ve sonuç varsa neden aramam. Çünkü bilirim ki yok. Aşkın ve doğumun nedeni yok. Ölümün sadece otopsi raporu var mesela. Otopsi raporları da sadece geride kalanların aklını korumaları için birer zihin koruyucu renkli şekerler gibiler. Şu an, olmaya devam eden her ne varsa ve hangi nedenlerle oluyorlarsa, bu nedenler ortadan kalktığında bile var olmaya devam edecekler. Bundan hiç kuşku duymuyorum.

 

ARKA KAPAK YAZISI

”… Öldürülmüş olamazdım. Çünkü kimseye kızgın değildim. Hastalıktan filan mı ölmüştüm acaba? Belki bir kaza sonucu ölmüştüm. Trafik kazası, gri Ford Ka’nın o çok sevdiğim şoför koltuğunda, derin bir virajın en keskin kısmında, saatte yüz kırk km hızla yol alırken, sağ taraftan otobana doğru kıvrılan bir araç çıkmıştı belki yoluma ve ben ona çarpmıştım o hızla. Aracın ön panelindeki CD çaların hoparlörlere yolladığı sesi ben son kez duyarken kopmuştu büyük gürültü. Richard Ashcroft söylüyordu şarkıyı. ‘’The Drugs Don’t Work’’ Böyle ölmüş olabilirdim, önemi yok, daha korkunç şeyler vardı. Ölümden daha korkunç ve acı verici şeyler. Ölümden sonraki yaşadıklarım mesela. Sonuçta ölüm, sadece ölmekle sınırlı değildi. Rüyanın korkunç kısmı da bu noktada başlıyordu. Bir ölüydüm ve uzaklaşamamıştım. Evimin bulunduğu sokak aralığında, sokağın da bağlı bulunduğu mahallede gezinip duruyordum. Ve bu sokak, sonra ne bileyim mahalle, ilkin şimdiki zamana ait, olduğu gibi görünüyor, sonra, çocukluğumdaki evin bulunduğu sokağa ve mahalleye dönüşüp duruyordu. Birinin diğerine, diğerinin ötekine dönüşüp durduğu baş döndürücü bir süreçti bu. Bir ölü olduğum için yapmam gereken işleri yapamıyor, o işleri başkalarına tarif etmek zorunda kalıyordum. Sözcükler, çoğu zaman çıkamıyordu ağzımdan ve çıktığında da anlaşılamıyordum. Zordu ölüleri anlamak. Tüm çabam boşunaydı”

Bülent Uçarben 2222

 





Etiketler: , , , ,

BENZER YAZILAR

Yazar Hakkında

Herbalife Ürünleri