Friday 15th December 2017,
Sinematografik

Bülent Uçar ” ZAMANDA YOLCULUK ve BİR MARK TWAIN MESELESİ ”

Bülent Uçar 21 Mayıs 2017 FELSEFE&EDEBİYAT Yorum Yapılmamış
Bülent Uçar ” ZAMANDA YOLCULUK ve BİR MARK TWAIN MESELESİ ”

_______________

Herhangi bir platformda, Zamanda Yolculuk söz konusu olduğunda, orada büyük bir tutku ve arzunun israf olup heba edilmemesi için bu yolcuğun mutlaka gerçekleştirilmesi gerektiğini söyleme isteği geçer içimden ve bunu söylerim. Sonra çoğu zaman da trajik bir nedenden ya da nostaljinin neden olduğu ağır özlem duygularından dolayı isterim zamanın içinden diğer taraflara geçmeyi ve sanırım birçok insan da bu nedenlerle istiyor bu yolculuğu. Ancak geçmişe dönmekle ilgili konu ne zaman açılsa, adına ‘’Büyükbaba Paradoksu’’ denilen paradoks ortaya atılır. Spesifik olarak, zamanda geriye doğru yolculuk yapan kişinin bir ihtimal büyükbabasını öldürebileceği ve kendisinin varlık nedenini ortadan kaldıracağına dair bir paradokstur bu. Genel olarak da geçmişe gidilerek en küçük bir şey bile değiştirilse, tüm geleceğin bütünüyle değiştirilebileceğine dair bir yorum içerir bu paradoks.

Oysa kimin umurundadır ki geçmişe dair bir hatanın düzeltilerek pişmanlıktan arınma sonrası, gelecekte ne olup biteceği konusu… Bu, bencilce bir düşünce olabilir ancak her plan bencilce başlar ve ne denli bencilce olursa o denli kusursuz olur. Çünkü söz konusu olan kişinin bizzat kendisiyse hata ve yanlışa pek yer bırakılmaz.

Ve sanırım her insanın aklına bir kez bile olsa gelmiştir. Bir zamanlar yapılmış bir hatanın bedelini ortadan kaldırmak için geçmişe gitmek ya da loto sonuçlarını görüp zengin olmak için geleceğe gitmek…

Rivayete ve gazete kupurlerine göre, 2003 yılının Mart ayında 44 yaşında ve adı Andrew Carlssin olan bir adam, Amerika’da, FBI tarafından dolandırıcılık suçundan tutuklanıyor. Suçu, New York Borsasına 800 dolarla girip iki haftada bu parayı 350 milyon dolar yapması ve bu süreçte borsada sadece 126 hamlede bulunması, sonra tüm sürpriz sonuçların onun lehine gelişmesi… Sorgu sırasında, büyük borsa şirketleriyle irtibatı olduğu düşünülen bu adamdan, işbirlikçi kişilerin isimleri isteniyor. Adam, ısrarla suçlu olmadığını ve yalnız çalıştığını, bilgileri geleceğin arşivinden aldığını, kendisinin de – 2256 yılından geldiğini söylüyor. Adamın hiçbir borsa şirketi çalışanıyla bağlantısı kurulamıyor. Gelecekten geldiği konusunda yalan söylediğine dair de hiçbir kanıt bulunamıyor. Bunlar deli saçması gibi görünebilir. Ama zaten konu delice, akılcı olma iddiası barındırmıyor ve bilinen akıl ilkeleriyle çelişiyor.

Ve yine birçok insanın aklına gelen bir fantazya, ‘’Eğer elimde cep telefonu ya da bir kamerayla on sekizinci yüzyıla filan gitsem, orada tanrı ya da hiç değilse peygamber olduğumu kabul ettirebilirim yönünde gelişen çocukça kurgulardan ibarettir. Ama ne kadar çocukça olursa olsun buradaki çocuksuluk bu iddianın gerçeklik değerini azaltmıyor.

Mark Twain’in Kral Arthur’un Sarayında Connecticut’lı Bir Yenkee adlı kitabında, işte böyle bir hikâye anlatıyor. Hank Morgan, bir silah fabrikasında, emrinde binden fazla işçiyi idare ederek üst düzey bir yönetici olarak çalışmaktadır ve bir gün, öğle vakti gerçekleşen bir kavgada ağır bir darbe sonrası kendinden geçiyor. Ancak sadece kendinden değil de sanki bir tür kara delikten de geçer gibi bulunduğu zaman ve mekânın çok uzağına, 1300 yıl kadar geçmişe ve Britanya’ya düşüyor yolu.

Mark Twain’in, hayal gücünün özgürlüğü ve anlatımının sadeliği içinde kurulmuş bu hikâye, öyle sürükleyici, ilham verici ve televizyon ya da internetin olmadığı bir zaman ve mekân içinde etraftakilere yüksek sesle okunabilir. Ve hiç kimse sıkılmaz ki bu tür okuma etkinlikleri gerçekte cehennem azabı gibidir. Sıcak şaraplar eşliğine gerçekleştirilen şiir dinletilerini düşünün, ne demek istediğim bu şekilde anlaşılabilir.

Mark Twain’i, yaşı otuz sınırını aşmış ve çocukluğunda edebiyata, hatta filmlere merak salmış tüm insanlar, Tom Sawyer ve Huckleberry Finn adıyla neredeyse özdeş olarak görür ve bu şekilde anımsar.

Tom Sawyer’ın sevimli kurnazlığı, yetişkinliğe özenmeden, bir çocuk olarak yaşamaktan zevk aldığı ve tüm bunların yanında hayatındaki sorunlara, kendisine zorla yaptırılmak istenen işlere, kısa sürede nasıl da pratik çözümler bularak o dönemin çocuklarına ilham kaynağı olduğu, macera sever kişiliğiyle de tüm çocukları sokağa, yaşama davet ettiği, özendirdiği bilinir. En azından ben kendi adıma bunu bildiğimi söyleyebilirim.

 

Camelot’ta Bir Yankee

Aşağıdaki sözler, Mark Twain’in Kral Arthur’un Sarayında Connecticut’lı Bir Yankee adlı kitabının giriş sayfalarından birinde geçiyor.

Amerikalıyım. Connecticut eyaleti kırsalında, bir ırmağın kıyısında kurulmuş Hartford şehrinde doğup büyüdüm.  Dolayısı ile yankeelerin yankeesiyim ki bu, gayet pratik bir çözüm adamı olduğum manasına gelir, evet öyleyim ve galiba duygusallık veya başka deyişle şiirsellik konusunda yavan bir yapıya sahibim. Babam nalbanttı, amcam at baytarı. Ben ilk zamanlar her iki mesleği birlikte yaptım. Sonra, büyük bir silah fabrikasında işe girdim. Mesleğin tüm inceliklerini belledim.

Kitabın başkarakteri Yankee – Hank – Colt marka silahların üretildiği fabrikada üst düzey bir yönetici olarak çalışıp yüzlerce insanı idare ederken, bir gün fabrika çalışanlarından biriyle – Herkül – bir tür çocuk kavgasına girişir. Ve kendi deyişiyle hak ettiğini bulur ve ağır bir darbe alarak yere devrilir. Her şey birbirine karışır, kafasına öyle ağır bir darbe almıştır ki, ayağa kalkmayı bile aklına getiremezken ve hiçbir şey hissedemiyorken, birden uyanır ve kendini bir ağaç altında eşsiz bir manzara karşısında bulur. Ölüp cennete filan gitmemiştir. Kavganın gerçekleştiği ve yaşamının ait olduğu on dokuzuncu yüzyıl Amerika’sından altıncı yüzyılın Britanya’sına, Kral Arthur’un dünyasına geçiş yapmış, hayal gördüğünü, gördüğü insanların bir sirkin ya da tımarhanenin parçası olduğunu düşünürken, altıncı yüzyılda, orada olduğunun farkına varması ve bu gerçeği tüm akıl almazlığına rağmen kabullenmesi fazla zaman almamıştır.

Amerikan pragmatizmini, liberalizmin düşüncede ve ekonomideki serbestlik anlayışını üst düzeyde temsil eden ve pratik yaşam konusundaki becerisini her koşulda harekete geçirebilen Hank, tüm bunlara ek olarak bir de Kuzeyli’dir. Bu nedenlerle Yankee olarak etiketlenmiştir.

Hank, gittiği yer ve zamanda Kral Arthur’la ve yuvarlak masa şövalyeleriyle tanışır, sohbetlere, tartışmalara girişir. Kutsal Kâsenin aranmasına şahit olur. O dönem insanının naifliği karşısında kimi zaman sevgiyle kendinden geçse de kimi zaman da onları daha akılcı, demokratik ve iktidara biat etmeden özgür yaşayabilecekleri konusunda yönlendirmeye ilham vermeye yeltenir. Çünkü Mark Twain, iflah olmaz bir antiemperyalist ve yeniliklerin her koşulda takip edilmesi, bunun yanında yaşanmış bir sosyal gelişme, ilerleme varsa bundan asla vazgeçilmemesi, geriye doğru hiçbir şekilde eğilim gösterilmemesi gerektiğini bilen bir adam. Ve bu düşüncelerin değerinden de hiçbir şekilde kuşku duymuyor. Bu konuda içten ve atak…

Yankee Hank Güce Sahip Oluyor

Hank Morgan, Camelot’taki ilk günlerinde tuhaf kıyafetleri hal ve tavırları nedeniyle saraya getirilir. Burada bir tür eğlence aracı olacaktır. Ve yılın M.S. 528, ayın haziran, günün ayın 19’u olduğunu kanıksadığında, kendine Clarence adında bir tür yaver seçmiş ve onun bilgileri eşliğinde başına geleceklerden haberdardır. Zindana atılacak, ertesi gün de idam edilecektir. Fakat Hank, gelecekten gelmektedir ve kendisinin de söylediği gibi sorunlar karşısında kısa sürede pratik çözüm bulabilecek denli yetenekli ve gözü açıktır. Kendisi aynı zamanda yaşadığı dönemin bilimsel bilgilerinden, astronomiden de haberdardır.

O yılın 21 Haziran gününde güneş tutulması yaşanacağını bilmektedir mesela. Hank Morgan, kendisini hem idamdan kurtaracak hem aşkın güçlerinden dolayı Kral Arthur ve halkının epeyce korktuğu büyücü Merlin’in fiyakasını alt edecek bir oyun düşünür. Kendisinin eşsiz bir büyücü olduğunu ve eğer isterse Camelot’un başına büyük belalar açabileceğini, hatta güneşi söndürebileceğini söyler. Güneş Tutulmasının yaşandığı anda, Camelot’lular ona güneşi yok etmemesi hususunda yalvarırlar, Kral Arthur, ondan ricada bulunur, o da güneşi geçici olarak karartıp, sonra yeniden onlara bağışlayabileceğini söyler ve ne dediyse gerçekleştirir. Bir anda neredeyse mutlak bir gücün sahibi olur. Bu olayın üzerine, yandaşı ve arkadaşı Clarence ile birlikte birinci sınıf kalite barut üreterek, Merlin’in kulesini alaşağı eder ve gücünü iyice perçinler.

Ancak serde özgürlük ve özgürlükçülük, nihayetinde demokrasi ve iktidar gücünün halkta olması gerektiği anlayışı vardır. Ve Hank Morgan ‘’Muazzam bir otoriteyle donanmak hoş ama buna herkesin rızasını alarak sahip olmak en güzeli.’’ der.

Bülent Uçar





Etiketler: , ,

BENZER YAZILAR

Yazar Hakkında

Herbalife Ürünleri